İslamiyet'ten Önceki Türk Edebiyatı


Türk Edebiyatının Dönemleri

İslamiyet'ten Önceki Türk Edebiyatı A. Sözlü Edebiyat

Bütün uluslarda olduğu gibi Türklerde de yazı kullanılmadan önce "sözlü" bir edebiyat vardı. Sözlü edebiyatta şiir önemli bir yer tutar. Eski çağlarda doğa olaylarının, savaşların, kahramanların anlatıldığı kuşaktan kuşağa geçerek şairlerin dilinde epik şiirin en güzel örneklerini oluşturdu. Çoğunlukla toplumun kurtarıcısı ve öncüsü sayılan kişileri yücelten kutsallaştıran bu öykü şiirlere "destan" adı verilir.

Eski Türklerde bir düşünceyi, bir deneyimi, bir öğüdü kısaca anlatan sözlere "sav" adı verilir. Savlar bugünkü atasözlerinin temelidir. "Yuğ töreni" eski Türklerde sevilen, sayılan kişiler için düzenlenen cenaze törenlerine verilen addır. Bu törenlerde ölen kişinin yiğitliğini, yaptığı işleri, değerini anlatan, ölümünden duyulan acıyı dile getiren şiirler söylenirdi. Bir tür ağıt olan bu şiirlere eski Türkler "sagu" adını verirlerdi.

Eski Türklerde birlik ve beraberliği sağlamak çok önemlidir. Şölenlerde, toylarda, üstünlükle biten savaş sonlarında halkı heyecana getirmek için okunan şiirlere "koşuk" adı verilir. Çok zengin olduğu bilinen Türk destanlarıyla ilgili bilgiler Arap, Fars ve Çin kaynaklarından elde edilmektedir. Halk ağzından derlenen birbirinden güzel sav, sagu ve koşuklar ise XI. yüzyılda Kaşgarlı Mahmud tarafından yazılan Divânü Lûgati't Türk adlı yapıtta görülmektedir.

Sözlü Edebiyat, Türklerin henüz yazıyı kullanmadıkları dönemdeki edebiyattır. Bu dönem edebiyatı sözlü olarak üretilmiş ve kulaktan kulağa yayılarak varlığını sürdürmüştür. Bu dönemde edebiyatımızı Şamanizm, Maniheizm, Budizm gibi dinler etkilemiştir.

İslamiyet öncesi Türk edebiyatı, M.Ö. 4000'li 3000'li yıllardan başlayarak Türklerin İslamiyet'i kabul ettiği XI. yüzyıl ortalarına kadar sürer. Bu uzun dönemin KökTürkler'e ait yazılı anıtların ortaya konduğu M.S. VI. yüzyıla kadar olan bölümü sözlü edebiyat dönemi olarak adlandırılır.

Bilindiği gibi söz yazıdan öncedir. Böyle olunca da yazılı edebiyat ürünlerinden önce, sözlü edebiyat ürünlerinin oluştuğu ortadadır. Bütün ulusların edebiyatında olduğu gibi Türklerin edebiyatında da sözlü edebiyatın doğuşu dinsel temellere dayanır. Sözlü edebiyat ürünleri, daha yazının bulunmadığı dönemlerde, dinsel törenlerde üretilmeye başlanmış, kuşaktan kuşağa aktarılarak yaşatılmıştır.

Edebiyat türleri içinde ilk doğan tür olan şiir, sözlü edebiyatın anlatımında önemli bir rol oynar. İslamiyet öncesi Türk edebiyatında da şiirin önemli bir yeri vardır.[1]

Eski Türk Şiiri

İslamiyet öncesi Türk şiiri hece ölçüsüyle yazılmıştır. Yedili, sekizli, on ikili ölçülere çok rastlanır. Kafiye önemlidir, dize başlarında da kafiye yapılır. Nazım birimi dörtlüktür. İslamiyet öncesi Türk şiirinin dili Öz Türkçe'dir. Şiirler, Türklerin o çağdaki dünya görüşlerini, yaşantılarını, duygularını, düşüncelerini doğal bir dille anlatırlar. Şiirlerde doğa, aşk, kahramanlık, cesaret, binicilik, at sevgisi, askerlik, ölüm en çok işlenen konulardır.

Çin kaynaklarında M.Ö. II. yüzyıla ait eski Türk şiir çevirilerine rastlanmaktadır.[1]

İlk Türk Şiiri

İslamiyet öncesi Türk şiirinin, şairi bilinen ilk örneklerini Uygurlar'da bulmaktayız. Aprın Çor Tigin'in yazdığı "Bir Aşk Şiiri" adlı ilk Türk şiirinin son parçasının aslı ve çevirisi şöyledir:

Yaruk tengriler yarlıkazun
Nurlu tanrılar buyursun

Yavaşım birle
Yumuşak huylum ile

Yakışıpan adrılmalım
Birleşip bir daha ayrılmayalım

Küçlüg biriştiler küç birzün
Güçlü peygamberler güç versin

Közi karam birle
Kara gözlüm ile

Külüşügin oluralım.
Gülüşerek yaşayalım.

İlk Türk Şairleri

İslamiyet öncesindeki Türklerde şairlere baksı, kam, ozan gibi adlar verilirdi. Kaşgarlı Mahmud'un "Divânü Lûgati't Türk" adlı eserinde ve Turfan kazılarında ele geçirilen metinlerde adlarına ve şiirlerine rastlanan ilk Türk şairleri Aprın Çor Tigin, Çuçu, Ki-ki, Kül Tarkan, Asıg Tutung, Pratyaya Şiri, Kalun Kayşı, Çisuya Tutung'dur.[1]

Sözlü Dönemin Özellikleri
  1. "Kopuz" adı verilen sazla dile getirilmiştir.
  2. Ölçü olarak ulusal ölçümüz olan "hece ölçüsü" kullanılmıştır.
  3. Nazım birimi "dörtlük"tür.
  4. Dönemine göre arı bir dili vardır.
  5. Dizelere genel olarak yarım uyak hakimdir.
  6. Daha çok doğa, aşk ve ölüm konuları işlenmiştir.
  7. Bu döneme yönelik elimizdeki en eski kaynak Kaşgarlı Mahmut'un "Divan-ı Lügat-it Türk" adlı eseridir.[1]
Sözlü Dönemin Ürünleri

Destan, koşuk, sagu, atasözleri (savlar) bu dönem ürünleridir. Koşuklarda aşk ve doğa, sagularda ölüm, destanlar da ise kahramanlık konuları işlenmiştir. Bunlarda nazım birimi dörtlük, ölçü ise hece ölçüsüdür.[2]

  1. Koşuk: Sığır denilen sürek avlarında söylenen şiirlerdir.Konusu daha çok doğa, aşk, şavaş ve yiğitliktir.Bu tür daha sonra halk edebiyatında koşma adıyla anılmıştır.
  2. Sav: Dönemin özlü sözleridir.Bugünkü atasözlerinin ilk biçimi niteliğindedir.
  3. Sagu: "Yuğ" adı verilen ölüm törenlerinde ölen kişinin erdemlerini ve onun ölümünden duyulan hüznü dile getiren şiirlerdir.
  4. Destan: Toplumu derinden etkileyen olaylar sonucunda halk arasında kendiliğinden oluşan uzun nazım türüdür.[1]
1. Koşuk

Eski Türkler totemlerinin etini yemezlerdi. Yılda bir kez, belli dönemlerde, "sığır töreni" adı verilen kutsal av törenlerinde onu kurban ederek yerlerdi. "Şölen" adı verilen bu toplu ziyafetlerde ve yengi ile biten savaşlar sonunda, tüm boyların erkekleri biraraya gelerek eğlenirdi. Bu eğlencelerde söylenen çoklukla aşk, doğa ve yiğitlik konularını işleyen şiirlere "koşuk" adı verilir. Genellikle kendi başına bütünlüğü olan dört dizeli bentlerden oluşan koşuklar manilere ve koşmalara kaynak olmuştur.

Koşuk Örneği

Öpkem kelip ogradım
Arslanlayu kökredim
Alplar başın togradım
Emdi meni kim tutar

Öfkelenip dışarı çıktım
Arslan gibi kükredim
Yiğitler başını doğradım
Şimdi beni kim tutabilir.

Kanı akıp yoşuldu
Kabı kamug deşildi
Ölüg birle koşuldu
Togmuş küni uş batar

Kanı akıp boşandı
Derisi baştan başa deşildi
Ölülerle bir oldu
Doğan güneş işte batıyor

Kaklar kamug kölerdi
Taglar başı ilerdi
Ajun tını yılırdı
Tütü çeçek çerkeşür

Kuru yerler hep gülerdi
Dağbaşları göründü
Dünyanın soluğu ılındı
Türlü çiçekler sıralandı

Etil suwı aka turur
Kaya tübi kaka turur
Balık telim baka turur
Kölün takı küşerür

İtil suyu akar durur
Kaya dibini oyar durur
Bütün balıklar baka durur
Gölü bile taşırırlar

2. Sav

Sav, İslamiyet öncesi Türk edebiyatında atasözünün karşılığıdır. Bir düşünceyi, bir deneyimi, bir öğüdü, en az sözcükle kısaca anlatan kalıplardır. Biçim olarak bir düz yazı tümcesi veya bir şiir dizesi gibi olabilirler. İslamiyet öncesi Türk edebiyatına ait savların kimileri küçük ses değişiklikleriyle, Türkçe'de bugün de yaşamaktadır.

Sav Örnekleri

İslamiyet öncesi Türk edebiyatına ait en güzel savları XI. yüzyılda Kaşgarlı Mahmud'un yazdığı "Divânü Lûgati't Türk" adlı eserde görüyoruz;

Eski Türkçe İle
  1. Aç ne yimes, tok ne times.
  2. Alın arslan tutar, küçin sıçgan tutmas.
  3. Bir karga birle kış kelmes.
  4. Böri koşnısın yimes.
  5. Ermegüke bulıt yük bolır.
  6. Efdeki buzagı öküz bolmas.
  7. İt ısırmaz, at tepmes time.
  8. Tag taga kavuşmas, kiş kişike kavuşur.
  9. Yılan kendi egrisin bilmes, tefi boynın eğri tir.
  10. Kanıg kan bile yumas.
Türkiye Türkçesi İle
  1. Aç ne yemez, tok ne demez.
  2. Al (Hile) ile aslan tutulur, güç ile sıçan tutulmaz.
  3. Bir karga ile kış gelmez.
  4. Kurt komşusunu yemez.
  5. Tembele bulut yük olur.
  6. Evdeki buzağı öküz olmaz.
  7. İt ısırmaz, at tepmez deme.
  8. Dağ dağa kavuşmaz, kişi kişiye kavuşur.
  9. Yılan kendi eğrisini bilmez, deve boynun eğri der.
  10. Kanı kanla yıkamazlar.[1]
3. Sagu

Sagular da savlar gibi eski Türklerin yaşam biçimlerinden doğan sözlü ürünlerdir. Eski Türklerde sevilen, sayılan bir kişinin ölümünden sonra düzenlenen cenaze törenine "yuğ töreni", bu törenlerde söylenen şiirlere "sagu" adı verilirdi. Ölen kişinin yiğitliğini, yaptığı işleri, değerini anlatan, ölümünden doğan acıyı dile getiren bu şiirler bir tür ağıttır. Destan özelliği de gösteren sagularda geniş doğa tasvirlerine rastlanır.

Aşağıda Alp Er Tunga'nın ölümü üzerine duyulan acıyı dile getiren "Alp Er Tunga Sagusu"nu okuyacaksınız. Alp Er Tunga Sagusu, XI. yüzyılda Kaşgarlı Mahmud tarafından halk ağzından derlenmiştir.

Alp Er Tonga Sagusu

Alp Er Tonga öldi mü (Alp Er Tonga öldü mü, )
İsiz ajun kaldı mu (Kötü dünya kaldı mı, )
Ödlek öçin aldı mu (Zaman öcün aldı mı)
Emdi yürek yırtılur (Artık yürek yırtılır.)

Ödlek yarag közetti (Felek fırsat gözetti, )
Ogrı tuzak uzattı (Gizli tuzak uzattı, )
Begler begin azıttı (Beyler beyin şaşırttı;)
Kaçsa kah kurtulur (Kaçsa nasıl kurtulur?)

Ulşıp eren börleyü (Uludu erler kurtça, )
Yırtıp yaka urlayu (Bağırıp yırttılar yaka, )
Sıkrıp üni yurlayu (Çığırdılar ıslıkla, )
Sıgtap közi örtülür (Yaştan gözler örtülür.)

Ödlek arıg kevredi (Zamane hep bozuldu, )
Yunçıg yavuz tavradı (Zayıf tembel güçlendi, )
Erdem yeme savradı (Erdem yine azaldı, )
Ajun begi çertilür (Acun beyi yok olur.)

Bilge bögü yunçıdı (Bilge bilgin yoksul oldu, )
Ajun atı yençidi (Acun atı azgın oldu, )
Erdem eti tmçıdı (Erdem eti çürük oldu, )
Yerge tegip sürtülür (Yere değip sürtülür.) [1]

4. Destan (Epope)

Destanlar ulusların yazı öncesi çağlarında oluşmuş olağanüstü olaylarla, doğaüstü kahramanlarla ve kahramanlıklarla yüklü, öyküleyici özellikler taşıyan uzun şiirlerdir. Destanlar, eski çağlarda ezgiye eşlik etmeye en uygun biçimde, çoğunlukla nazımla düzenlenmiştir. Epik şiirin en güzel örnekleri olan destanlarda olağanüstü olayların, doğaüstü kahramanların, tanrıların savaşlarının yanı sıra; eski çağ insanlarının inanışları, yaratılış ve varoluş konusundaki düşünceleri; ulusların özlemleri ve düşleri de dile getirilir. Destanlar insanların olayları dinleme ve anlatma gereksiniminden dolayı kuşaktan kuşağa yayılmıştır.[1]

Destanların Doğuşu

İnsanlar ilk çağlarda toplum ve doğa olaylarını anlamakta güçlük çektiler. Her olay onlara önce Tanrıyı düşündürdü: Gök gürlemesi Tanrının hiddetiydi. Yıldırımlar, kasırgalar, susuzluklar Tanrının insanlara verdiği cezalardı. İnsanlar her doğa olayını korkuyla karışık bir hayranlıkla izledi.

Zengin bir hayal dünyası olan ilk insanlar, önemli gördükleri her olayı, olağanüstü olay ve hayallerle süsleyerek birbirlerine anlattılar. Yeni olaylarla zenginleşen destanlar, halk arasında yayılarak ortak bir eser haline geldi. Destanları anlatan her yeni ağız destanlara yalnız bir olay değil, dil ve söyleyiş güzelliği de kattı. Destanlar, başlangıçta manzum oldukları, ezgiyle söylendikleri için halk dilinde uzun süre yaşayabildi.

Atilla Özkırımlı'nın (1995) Tarih İçinde Türk Edebiyatı adlı yapıtında da belirttiği gibi: "Denilebilir ki, doğayla savaşımın ve toplum biçiminin, yine toplumun ortak düş gücüyle insanın zihninde sanatsal bir biçimde yoğrulması destanları doğurmuş; insanlar toplumun oluşumuna, doğanın gizlerine destan kahramanlarının serüvenleriyle yanıt vermişlerdir."

Destanlar, birçok doğa olayının çözüme ulaştığı dönemlerde bile yer yer önemini koruyarak köklü bir destan geleneğinin oluşmasını sağlamıştır. Zamanla, destan gelenekleri zenginleşen ulusların, destan şairleri yetişmiştir.[1]

Sözlü Dönem Destanlarının Özellikleri
  1. Toplumun ortak görüşleri yansıtılmıştır.
  2. Olağanüstü özellikler bulunmaktadır.
  3. Önemli kişiler han, kral gibi seçkin kişilerden veya toplumun kabullendiği bir kahramandan ibarettir.
  4. Söyleyiş milli dil tarzındadır.
  5. Oldukça uzun yazılardır.
  6. Milli nazım ölçüsü kullanılmıştır.
  7. Konuları bakımından savaş, deprem, yangın, mizah, ünlü kişilerin yaşamları şeklinde gruplandırma yapmak mümkündür.[1]
Destan Kültürünün Önemi

Destanlar; tarih, düşünce ve sanat bakımından büyük değer taşırlar. Tarihi aydınlatır, düşünce ve sanata kaynak oluştururlar. Bilimsel tarih araştırmaları yanında, tarihi olaylar karşısında halkın duygu ve düşüncelerini yansıtırlar. Nihat Sami Banarlı'nın (1971) Resimli Türk Edebiyatı adlı yapıtında da belirttiği gibi: "Destanlar halk gözüyle görülen, halk ruhuyla duyulan ve halk hayalinde masallaştırılan tarihlerdir." Destan kahramanlarının doğaüstü özellikler göstermesi, olayların olağanüstülüklerle anlatılması destanların gerçeklerden uzak olduğunu göstermez. Destanlar, anlatımlarındaki olağanüstü özellikler ayıklandığında ulusların tarihini aydınlatan en önemli kaynaklardır.

Yüzyıllar boyunca Türklerin duyuş, düşünüş, inanış ve hayallerini; güzel sanatlarını; aşk, aile, vatan, ulus ve devlet anlayışlarını Türk destanlarında görebiliriz.[1]

Ulusal Türk Destanları
  1. Altay-Yakut: Yaradılış Destanı
  2. Saka Türklerinin Destanları: Alp Er Tunga Destanı ve Şu Destanı.
  3. Hun Türklerinin Destanı: Oğuz Destanı (Oğuz Kağan Destanı).
  4. Göktürklerin Destanları: Bozkurt Destanı, Ergenekon Destanı.
  5. Uygur Türklerinin Destanları: Türeyiş Destanı, Göç Destanı.[2]

İslamiyet öncesi Türk edebiyatının sözlü ürünleri olan destanların, savların, saguların ve koşukların kimileri zaman içinde yitip gitmiştir. Bu ürünler kuşkusuz eski çağlarda Türkler arasında toplumsal bilinci yaratan ve birliği, beraberliği, barışı sağlayan en önemli etmenlerdi.

Eski Türklerde kam, kaman, baksı, şaman yerini tutan ozanlar; raks ve müzik ustalıkları gibi büyücü ve doktor görevini de üstlenmişlerdir. Törenlerde raks ederken sazlarıyla da destan parçaları, sav, sagu, koşuk okuyarak kötü ruhları da büyüleriyle engellemeye çalışır, hastaları sağaltma(tedavi) görevi de üstlenirlerdi.[1]

B. Yazılı Edebiyat

Türklere ait en eski metinler 8. yy. ürünleri olan Göktürk Yazıtları'dır. Bu yazıtlar ilk olarak 1893 yılında Danimarkalı bilgin Thomsen tarafından okunmuştur. Bu dönemde Göktürkçe ve Uygurca kullanılmıştır.[2]

Türklerin GÖKTÜRK alfabesini kullanmasıyla başlayan dönemdir. Daha eskilere ait maalesef herhangi bir eserimiz yoktur. Tarihi bilinen en eski yazıtımız(mezar taşı): Çoyren (687-692)dir. Tarihimizin ve dilimizin ilk en önemli belgeleri Göktürk Yazıtları (Orhun Kitabeleri)'dır.

  1. Doğu Göktürklerine aittirler.
  2. 720, 732, 735 yıllarında dikilmişlerdir.
  3. Vezir Tonyukuk, Bilge Kağan, Kültigin adına dikilmişlerdir.
  4. Yollug Tigin adlı bir yazara yazdırmıştır.
  5. Öz Türkçe ile yazılmıştır.
  6. Türk hakanlarının Göktürkleri nasıl birleştirdiklerini, devleti nasıl idare ettiklerini, gelecek kuşakların ne yapmaları gerektiğini anlatan bir nutuk (söylev)tur.
  7.  Aslında birer mezar taşı olarak tasarlanmışlardır.
  8. Taşların üç tarafı Göktürk alfabesiyle bir tarafı da Çince yazılmıştır.
  9. Eserler şu an MOĞALİSTAN sınırları içindedir.
  10. 1900'lü yılların başında Strahlanberk tarafından bulunmuş, Danimarkalı Thamson tarafından okunmuşlardır.
Yazılı Dönem Ürünleri
  1. Orhun Yazıtları
  2. Uygur Metinleri
1. Orhun (Göktürk, Köktürk) Yazıtları (Abideleri, Anıtları)

Çinlilere karşı bağımsızlık savaşı yapan, Türk bütünlüğünü yeniden kurmak için içte ve dışta savaşan Göktürklerin hikayesi anlatılır bu yazıtlarda. Bu abideler 38 harfli olan Göktürk alfabesiyle yazılmıştır. Bunlardan en önemli olanları 3 tanedir.

1. Bilge Tonyukuk Yazıtı: Dört bakana vezirlik etmiş olan Tonyukuk tarafından yazılmıştır. Daha çok Çinlilerle yapılan savaşlar anlatılmaktadır.

2. Kül Tiğin Yazıtı: Göktürk hakanı Bilge Kağan'ın kardeşi Kül Tiğin'in ölümü üzerine Bilge Kağan tarafından dikilmiştir.

3. Bilge Kağan Yazıtı: Göktürk hakanı Bilge Kağan'ın ölümünden sonra yazdırılmış bir abidedir. Son iki yazar daha çok dönemin olaylarından, törelerden ve Bilge Kağan'ın ulusuna dilediği iyi dileklerden söz eder.

2. Uygur Dönemi Eserleri

Göktürk devletinin yıkılmasından sonra kurulan Uygur hanlıklarından kalma eserlerdir Daha çok Buddha ve Mani dininin esaslarını anlatan metinlerdir. Bunlar turfan yöresinde yapılan kazılarda ortaya çıkarılmıştır. Uygurların kâğıda kitap basma tekniğini bildikleri anlaşılmaktadır. Dönemden kalma birçok hikâyenin yanında "kökünç" denilen bir ilkel tiyatro eserleri de vardır. Uygurlar bu eserleri 14 harfli uygur alfabesiyle yazmışlardır.[1]

Dinî Eserler

İslâm öncesi Türk edebiyatı yazılı eserleri arasında, Uygur alfabesiyle yazılmış olan çeviri dinî eserler de sayılabilir. Bunlar Mani ve Buda dinlerine ait eserlerdir.[3]

Göktürk (Orhun) Kitabelerinin Özellikleri
  1. Türklerin ilk yazılı eseridir.
  2. Doğu Göktürklerin tarihine ışık tutar.
  3. Söylev türünde yazılmıştır.
  4. Oldukça gelişmiş ve işlenmiş bir dil kullanılmıştır.
  5. Türk dilinin gelişmişlik düzeyine ilişkin etraflı bilgiler edinilebilir.
  6. Hem dinî hem de din dışı konular işlenmiştir.
  7. Tarih, coğrafya ve edebiyata kaynak olacak niteliktedir.
  8. Türk tarihini, toplumun yaşam biçimini, dünyaya bakış tarzını ortaya koyar.
  9. Kitabelerde idarecilerin ve sultanların halkı aydınlatması, yaptıklarının hesabını halka vermesi söz konusudur.
  10. Kitabeleri Strahlenberg bulmuş, 1893'te Wilhelm Thomsen okumuştur.
  11. Bir yüzleri Göktürk alfabesiyle, diğer yüzleri Çince yazılmıştır.[3]
Kaynaklar

[1] www.turkceciler.com/Dersnotlari/
[2] www.bilgicik.com/yazi/islamiyetten-onceki-turk-edebiyati/
[3] www.ogretmenlerforumu.com/edebiyat_ders_notlari/islamiyet_oncesi_turk_edebiyati_1-t10861.0.html

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !